Ali TARAKÇI
 

Sonunda yandaş gazeteci de olduk!

Yazar: burak zihni 27 Şubat 2017

KRT’de Ana Haberler’de Çağlar Dilara’nın geçtiğimiz günlerde konuğu oldum.
Yaklaşık 45 dakika, 18 maddelik anayasal değişiklik paketini konuştuk.
Hayır sonucunun çıkmasının güçlü olduğunu anlattım.
AK Parti’ye oy veren yaklaşık yüzde 10 civarında bir seçmenin “hayır” kullanacağını programda söyledim.
Sunucu Çağlar, neden böyle bir çıkarım yaptığımı sordu. Bende, 2010 refarandumunda “yetmez ama evet” demiş,  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda ve 2015 Haziran seçimlerinde AK Parti’ye 2014 oy vermiş bir vatandaş olarak hayır diyeceğimi, olası bir seçimde yine tercihimin AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan olacağını söyledim.
****
Yüzlerce internet sitesi bu konuşmayı gördü.
Yüz binlerce paylaşım yapıldı.
On binlerce beğeni aldı.
Binlerce yorum yapıldı.
Kimi internet siteleri haberi, “yandaş gazeteci hayır verecek” diye gördü.
Bir kez daha gördüm ki, medyada ki pespayelik diz boyu.
Bir seçmen olarak konuşuyordum.
Yandaşlık ise ilginçti.
Yandaş diyenler ise yeminli AK Parti düşmanlarıydı.
Ve muhalefetin candaşlarıydı.
Söylediğim çok basitti. AK Parti’ye oy veren, olası bir seçimde de oy verme ihtimali çok güçlü bir seçmen olarak refaranduma hayır diyeceğimi söylemekti.
Refarandumda milletin küçük bir farkla olsa da, gerekçelerini de söyleyerek, hayır diyeceğini ifade ettim.
Hayır bloğu ise söylemlerimin içeriğini ne olduğunu bakmadan, AK Partili biri olarak lanse edilerek, hayır diyeceğim öne çıkartıldı.
Bunun üzerine trollerde saldırıya geçti.
****
Öncelikle bir rahatsızlığımı ifade edeyim.
Bir, yandaş ve candaş gazeteci ve yazar değilim.
Bu nitelemeleri kendime hakaret sayarım.
İki, hayır bloğunun ve yeminli AK Parti ve Erdoğan düşmanlarıyla gerekçelerim aynı değil.
Ben rejimin değişmesini isteyen biriyim.
Yerine de demokratik bir rejimin, sistemin inşa edilmesini istiyorum.
Çünkü biliyorum ki, var olan sistem oligarşik
bürokratik, otoriter bir cumhuriyet.
Açık açık tercihim belli.
Demokratik bir cumhuriyet.
Resmi ideolojisi olmayan bir devlet benim tercihim.
Kemalist ideolojisi tasfiye edilirken yerine yeni bir resmi ideoloji inşasına kökten karşıyım.
Çocukların ne Kemalist gençlik olarak yetiştirildiği ne de islamcı gençlik olarak yetiştirildiği bir sistem benim tercihim değil.
Muhalefetin tezleri ile ya da duruşlarıyla bir akrabalığım yok.
Vesayet kaldırılırken yeni vesayeti kabul etmek fıtratıma aykırı.
Hayırcı bloğun büyük çoğunluğunun kaygıları ile asla örtüşmüyorum.
****
Benim kaygılarım belli.
Yazıyorum uzun yıllardır. Hele ki, AK Parti’nin iktidar olduğu 2002 yılından günümüze kadar yüzlerce makale yazmışım, AK Parti ve Erdoğan ile ilgili.
Televizyon programları yapmışım, hepsi arşivlerde duruyor.
AK Parti vesayete karşı mücadele ederken, yerine de-
mokratik bir devlet inşa etmeye çalışırken yanında durdum.
Bu benim dünya görüşümden kaynaklanıyor.
Erdoğan’ı ve AK Parti’yi toplumun düşmanı olarak görmedim.
Aksine köküne kadar bir halk hareketi olduğunu, sistemin çeperini değiştirdiğine dikkat çektim.
Ne zaman ki, bu iddiasından vazgeçerek, devleti ele geçirince değiştirmeden, aktörleri değiştirerek yeniden ikame etmeye çalıştığı iki üç yıldır ise açık açık eleştiriel bir tavır aldım.
Buna rağmen, hala AK Parti’yi aşan bir siyasi hareketin de ortada olmadığını ifade ettim.

En yakınımdakiler bile kendime dikkat etmemi söylediler!
Geleceğim asıl konu ise şu.
KRT’deki program sosyal medyada ve internet sitelerinde paylaşılmaya başlayınca, tarafıma iletilen şeyler de oldukça beni şaşırttı.
Başıma bir şey gelebileceğinden tutun da, kendime dikkat etmeme kadar öyle şeyler söylendi ki, toplumda yaşanan korkuyu gördüm.
Kim ne derse desin, bugün toplumda AK Parti iktidarının uygulamaları, yaptırımları, özellikle 15 Temmuz sonrasında yapılanların AK Parti’ye muhaliflerde değil AK Parti içersinde bile bir sindirmeye neden olduğunu gözlemliyorum.
Korku gerçek. Kimse sakına küçümsemesin. Bunun sorumlusu bugünkü iktidardır.
Vesayete karşı çıkmış, birçok darbe girişimine maruz kalmış AK Parti iktidarının ve onun liderinin defalarca suiskast girişimine uğramasına ve de vesayete son vermesine rağmen yaratılan korkudan bugün devleti ele geçirdiğini düşünen iktidar sahipleri sorumludur.
Bugün toplum ve devlet çoğulculuk anlayışı ile değiştirilemez, dönüştürülemez, devlet demokratikleştirilemez.
Varolan uygulamalar, politikalar, söylemler olduğu gibi devam ettirilemez, sürdürülemez.
Vakit geç olmadan büyük tarihsel uzlama için harekete geçilmelidir.
Acilen AK Parti, iki üç yıldır asıl kimliğinden sapan politikalarından ve söylemlerinden vazgeçmelidir.
Yeniden fabrika ayarlarına dönerek, hızla bir şekilde reformist tavrını sürdürerek, yenilenmiş devrimci kimliğine geri dönmeleridir.

Gazetemizi basan çete başı ve mensuplarıyla ilgili neden gereken yapılmıyor?
Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin basılmasında ka-muoyunda oluşan duyarlılıkla, saldırıyı yapan kişinin kamuoyunun baskısıyla tutuklanması olumluydu.
Ancak savcıların, emniyet güçlerinin aynı duyarlılığı gazetemizi basanlarla ilgili göstermediğini merak ediyoruz.
Gazetemizin basılmasından üzerinden aylar geçti.
Gazetemizi basan çetenin başı ortalıkta dolaşıyor.
Herhangi bir gözaltı yaşanmadı.
Sadece ifadelerine başvuruldu.
Çete başının verdiği ifade ise açık gazetemizin basıldığı akşam AVM’ye geldiğini söylemesine rağmen herkes seyrediyor.
****
Devletin tüm kurumları ve partinin başındakiler basanların kimliklerini biliyor.
Dört kameradan çekilmiş görüntüler ortada.
Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde delil olan görüntüler, gazetemizin basılmasında nedense görmemezlikten geliniyor.
Savcılar bekliyor.
Emniyet güçleri susuyor.
Parti susuyor.
Bilenler susuyor.
Korku yok mu dediniz?
Hadi canım sende.
Korku yenilecek. Bu süreç aşılacak. 16 Nisan refarandumu bu sürecin aşılmasının adıdır. Biline.

Son söz: Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne baskın yapıldığında harekete geçen emniyet ve savcılar, gazetemize baskın yapıldığında ne yaptı? Baskına duyarlılık göstermeyenlere ne demeli? Bir şey yapmayanların yanıtlarını bekliyorum.